15 Aralık 2010 Çarşamba

bir minicik albümcük



 atp'nin 3. ve son günü godspeed'i en önden izlemek için sabahın köründe, karga bokunu yememişken sahnenin kapısında kuyrukta bekleşen azimliler...

 bunu açıklamama lüzum yok çünkü açıklama zaten resmin kendisinde mevcut..güzeldi, hoştu, anlamlıydı...




8 Aralık 2010 Çarşamba

god's pee is back!

      döndüler be! hem de ne dönüş! nefes kesici, hayal bile edilemeyen, anca yaşanınca anlaşılabilecek bir dönüş!
      hala içinde bulunduğum muhteşem sarhoşluktan çıkabilirsem, mevzu hakkında birkaç satır da yazabileceğim tükkanımda lakin şimdilik sadece kendi elceezlerimle çektiğim şu kayıtla yetinsin isteyenler:

27 Kasım 2010 Cumartesi

beklemekten ölünen kabus, mindblowing kabus, hep görülesi kabus

yaklaşıyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor...

is
on
the
way

      önce geçmeyen aylar vardı...sonra haftalar...ve nihayet sadece günler kaldı..hani derler ya, "tanrıdan keşke başka bi şey dileseymişim, olurmuş" diye..bu kez her şey tam olması gerektiği gibi..tanrıdan asıl olması dilenen şey oldu..:)))
      iyi ki başkaca ve salakça dilekler dileyip, oldurarak, bu en yaşanası dileğimin hakkını savuşturmamışım..iyi ki bunu dilemişim..amma gönülden dilemişim! dilemişim, olmuş..yuh bana! :)))))))))) (tüm şipiritüğelliğim de üstümde maşallah)
     

21 Kasım 2010 Pazar

mogwai'nin rano'su, pano'su

      müstakbel albümün müjdecisi..pek hoşlaştığımı söyleyemem..umarım albümün tamamı buna benzemez:

2010 model grails

      madem 4 numerolu black tar prophecies çıktı, bana da buraya o albümü koymak düşer..bu arada "kara katran kehanetleri" mi oluyo o, ne oluyo?!

16 Kasım 2010 Salı

baroness...sss...ssss...

15 Kasım 2010 Pazartesi

1099

     tipik post rock ögelerine sahip ama gene de dinlerken farklı bir tat bırakmayı başarabiliyor..hafiften ef'imsi gibi, ya da onun hüznüne yakın bir havada..seviyom ben bu müziğini frii frii dağıtan norveçlileri de:


7 Kasım 2010 Pazar

mulholland drive'dan geriye kalanlar

sanırım nüfusun çoğunluğu için geçerlidir ve şöyledir:

1- izlerken düğüm düğüm olan nöronlar ve aksonlarını yıllardır çözme çabası (şahsen hala çözebilmiş değilim; beynimi çorbaya çevirdiydi de lynch efendi..iki gıdım aklımız vardı, sağolsun...),

2- gene yıllardır, bu şarkının, bu kadının yorumuyla ne kadar muhteşem olduğunu düşünmek..öyle ki, başka başka yorumlarını da dinledim (geneli "crying" şeklinde) ama ı-ıhh..hiçbiri bunun tırnağı olamaz, bu etkiyi yaratamaz..şarkının babası roy orbison'dan dinlerken mesela, gülesim geliyor niyeyse ismine inat; rebekah söylerken tüylerimden diken diken olmama rağmen..bir youtube yorumu işi özetlemiş: bu kadın bu şarkıyı söylemek için yaratılmış:

ana never: çakma gy!be'ların en iyisi

      bildiğim ve sevdiğim yegane sırp müzik grubu..ne yazık ki ortamda doğru düzgün görsel bir kayıtları yok..bulabildiğim en ele avuca gelir vidyoları aşağıda, myspace şeyleri de aha tam da burada:


30 Ekim 2010 Cumartesi

superdupertramp

      gece gündüz dinlediğim, beynime kazıdığım ayların ardından gördüğüm çok iç sıkıcı bir rüyanın fon müziği olmalarından mütevellit içimi nasıl soğuttularsa artık, uzuuuuun yıllardır bir kez bile dinle(ye)medim..nasıl olduysa nihayet birkaç gün öncesinde aniden fobimden kurtularak, yeniden keyifle dinlemeye başlayabildim veeeee...an(ı)larımızı saklayabilen en kalıcı papirüs müzik galiba...

işte hem sükunetin, hem huzurun ruhani tınısı:
(took a boat sunday, down by the sea
it just felt so nice, you and me
we didn't have a problem or a care, oh no
and all around was silence, everywhere

you are the reason i was born
be with you through all seasons
i'll always hear you when you call
we'll keep the love light shining
through each night and day
a lonely life behind me
oh what a change you've made

so down here on the ocean, we will stay
we will stay. we will stay.
went through a lot of changes
turned a lot of pages
when i took a boat on sunday

to know you as i know you now
that is all i need
and we will get along somehow
if we both believe...)

 klasiklerin klasiği:

hodgson klavyede neşeyle döktürürken:

churchill'in eşliğinde:

sözün bittiği yer:

29 Ekim 2010 Cuma

motW'imin halleri (...snowfall beautifies humanity...)

      (o soğuk, hemen hiçbiri başladığı gibi gitmeyen/bitmeyen şarkılarıyla önce bi kasar motW, kafa karıştırır.."ortaya karışık" bir tat verir..uzaklaştırır hatta kendinden..zamanla taşları yerine oturur, detaylar çözüldükçe nasıl dantel gibi işlenmiş olduklarının farkına varılır, hayranlıktan hayranlığa koşturur..ne yazık ki minimalist değildir, "catchy" bi tarafı da yoktur, geniş bir kulak kitlesine hitap edemez..ettiğine de tam eder..o epi topu 3 yıllanmış, 1 de taze albüm, ölene dek keşfede keşfede dinlenecek şaheserlere dönüşür..ya da bi tek bana öyle oluyordur, ne biliiim...
      kısadan: "metal müzik yapıyolar abicim işte yeaa" deyip de geçeni oyarım)

yalın hali:

-i hali:

-e hali:

-de hali:

-den hali:

-mmmm hali:

-zzzz hali:

-şşşş hali:

-ohhh hali:

17 Ekim 2010 Pazar

"baartma beni!" dedim de...

      buradan da aklıma başka bir güzellik geldi..şu düşüncelerin uçuşup uçuşup, oraya buraya konuvermesi de güzel şey canııım:

(...kadınların aramızda yeri var
diana mı? o da gelsin
onun da elbet aramızda yeri var...

...ne demiştik?
bağlanacaktır
kadın bağlanacaktır
örtülecektir
kadın ana demektir
ikisi bir arada
ayrıca ilavemiz bir hyundai marka otomobil
6 vitesli ve
şampiyonların otomobili

böyle de yürünmez ki canım!...)

baartma beni!

      daha demin fringe'in walter'ı head over heels'i mırıldanıp dururken aklıma geldiler de, sevgiyle yad ettim bir kez daha..sağolsun frinc'ciler..
      hasbelkader bu blogu okuyanların büyük çoğunluğunun henüz doğmadığı ya da çoluk çocuk olduğu yıllardan..müzikle yatıp, müzikle kalkan tıfıl bir tiineycır olduğum yıllardan (sanki şimdi farklıyım da!)..
      listeleri nasıl da alt üst ederlerdi o zamanlar bu tears for fears'çılar..kurt smith'e de aşıktık hattızatında..

13 Ekim 2010 Çarşamba

the gentlemen losers

      normalde centilmenlere hiç mi hiç katlanamayan ruhumu katlayan, şu muhteşem sisli/puslu/yağışlı/gıpgri günümü daha da muhteşem hale getirenler (myspace'lerinde de "softly spoken magic spells" demişler..yerimmm):

12 Ekim 2010 Salı

now it's like i said, that spirit, it's now dead...

şarkı: klasikleşmiş bir killer..

grup: kuzeyin bir başka hoş sadası olarak çoktaaaan tarihe karıştı...

sivert høyem: duyup ettiğim en çekici erkek vokallerinden her daim..allahtan o vidyokliplerindeki tıfıl oğlan görünümünden kafayı kazıtarak kurtuldu, büyüdü, sesine yaraşır bir tipe kavuştu..geç de olsa tebrik ettim buradan..aferin...

ve ne yazık ki son tv performansları (huzur içinde yatasın robert burås):
p.s.: son 20-30 sn. görmezden gelinecek..

younger brother

nasıl da kaçırmışım bugüne kadar bu minik kardeşi ben?

yalnız, böyle de lakaytmış bu pezevenkler:

11 Ekim 2010 Pazartesi

a whisper...ama in the noise...

bir dönem, arasına beynimi dürüp dürüp yediğim şarkı dilimleri...
kafa berraklığı minimum,
izolasyon maksimumken
dinlemek, dinlemek, dinlemek...tefekkür ve huşu içinde (abovv!) sıyırmak...
gulp...

10 Ekim 2010 Pazar

kortez dı kilır

      tekrar buraya yazacak mecalim yok; bir vakitler hakkında sözlükte şöööyle döşenmişim..iki versiyon ekleyeyim de dibine, anlam kazansın bari (ben neil amcanınkini daha bi seviyom):

9 Ekim 2010 Cumartesi

quadrophenia

      en sevdiğim konsept albümlerden biri..bööyle, birkaç tema var içinde, albümün orasında burasında tekrarlanıyor..şarkıların her biri muhteşem..ama konsept oluşunun da bi manası var tabii..oturdun mu, başından sonuna dinleyeceksin ki, tam bir doygunluğa ulaşasın..
      rock'ın rock olduğu, bugünün tohumlarının atıldığı ve birçok tohumun olgunlaşacak ürünün kendisinden bile daha şahane olduğu yıllar..müzikal olarak taptığım yıllar..özgür müziğin rüştünü ispat  ettiği yıllar..ucundan kıyısından da olsa yakalamış olup,  böylelikle devamını getirebilmiş olduğum için beni mutlu eden yıllar..
      o dönemleri seviyorum uleaynnnnn!

(konseptin içine ederek, birkaç şarkı koycam buraya..isteyen arar, bulur, tamamını dinler nasılsa..ben elçiyim sadece)

gayriromantik kadınları kafalamak için

      öyle adamı hasta eden gül mül, parfüm, bayık şiirler filan gibi dingil yollara sapmayın, kırılıp bükülmeyin..yok ille de gülcüyüm ben diyorsanız, bari böylesini yollayın..it works out..and it worked outtu yani (ilk -ve yüksek olasılıkla son- pempe arka planım da hayırlı olsun kendime) :

kam mer flim mer nım nım nım...

      bi kere isimlerinin hastasıyım..kulağıma öyle melodik geliyor ki..yazması bile ayrı keyif, bırak telaffuzu..ahhaha, bir de "kammerflimmer"in  "ventriküler fibrilasyon"a tekabül ettiğini öğrenince de pek hoşuma gitmişti çünkü o da gene telaffuzunu sevdiğim acayipliklerdendir..
      bütün bunların yanında müziklerinin manyaklığı da cabası..kulaksal  tuhaflıklarımın bir kısmısını gün yüzüne çıkaran adamlar işte..şenlikli adamlar, sıkı adamlar vesselam:
 

bir de, böyle böyle adamlar kendileri:


bu da ayrı bir hoşluk:

7 Ekim 2010 Perşembe

the bits between the bits

      durduk yere esti birden ve kendim kendime, "kendileriylen tanışmamızın 'hemen hemen' 20. yılı" şerefine tükkanıma ilk göz ağrım albümlerinden 1-2 ozric şeyttirmeyi uygun gördüm..ahan da şeyttiriyorum:

(bunun o havada kalan bitişine ilk dinleyişimde de hasta oldum, halen hastasıyam)

(buysa, bildiğin bizim karadeniz havaları)

(koh phangan'a, rahvan gitsin)

(ve perde iner)
 
        
      bu adamları da göre göre anca balans'ta görebildik ya! rezillik...allah sevdiğimiz her müzisyeni balans ve yeni melek garabetlerinden korusun..e hadi, taam, sevmediklerimizi de korusun...

günlerden bir gün roger, eric'e "gel, atışalım" demiş...

sonra da bir sürü adam hakkında ileri geri konuşsa da, benim için tamamı tapınmalık o muhteşem albümde ortaya mesela böyle insanı soluksuz bırakan ve itiraf etmeli ki (ehemm) gayet "hot" bir eser çıkmış..devrim devrimdir netcede..;)

6 Ekim 2010 Çarşamba

şahane-i elektronika

her reddediş böyle olsun, gerisini boşverdim:

bi de okul yıllarına dönmek var en okkalısından:

5 Ekim 2010 Salı

gadspiid yu! blek emperır: allah'ın inayeti üzerinize olsun...

      heyt be! youtube haricinde bir yerde nadide bir gy!be videosu buldum! sanıyordum ki başka yerde olmaz..youtube live videolarının yarısını da ben yükledimdi zaten..hahhahaa! yok, kendim kaydetmedim canıııım..daha önceden kaydetmiş bi cennetlik vatandaşın kayıtlarını hard diskime, flaş diskime, siidii'lerime, bilumum depo yerlerime saklamıştım "yangında ilk kurtarılacaklar" olarak..bi bildiğim varmış meğer ki; cennetliğimiz bir süre sonra youtube'dan kaldırdı videoları ne hikmetse..e mecburen vatanı-milleti temsilen, benim cinsimden olan bir avuç insan için ben tekrardan yükleyiverdimdi..
      ama gayet azimliyim; bu aralık'ta innnnşallah taptaze ve kendi elceezimle kaydedeceğim gy!be live videolarının da prömiyerini yapacağım blogumda allaan izniylen..rica ederim, lafı mı olur? ;) 
      (gel aralık artık, geeel, geeeeell, geeeeeeellll..yetti canıma!)



26 Eylül 2010 Pazar

fuck 'perfect day'! search for more, you idiot...

 lou çok çok çok daha ötelerde bir şeydir...over over over dose...

muhteşem ikili:

orijinalinden sonra duyduğum en güzel yorumlardan biri:

iki ilah bir arada:

ahhahaha! bu adam da bu günlerden sağ çıkabildi ya..:):

yeryüzünde yazılmış en güzel şarkılardan birine lou yorumu:

ve lou; kendi yarattığı, yeryüzünün en dramatik şarkılarından biriyle:

veeee (göbeene gurban emmoolou):

25 Eylül 2010 Cumartesi

podomatik diye de bir şey varmış!

 
      gayet güzel bir toplama..yer yer fazla "gece için müzik" programları hallerine girse de, dinlemeye değer 23 şarkılık bir uçuş...
      merak eden buraya baksın..
      yalnız araya kaynamış olan here comes the flood ne iş, onu çözemedim halen..amaaan, kaynayan peter olsun..başımın üstünde yeri var..

hotel hotel

1-2 şarkıyla tavlandıklarımdan...
     
önce bi güzel batıyoruz:
     
sonra da boğuluyoruz hep beraber:
 

bir maitre d'hotel shivaree de bonus olsun:

23 Eylül 2010 Perşembe

TRENLERiSEVERiM

"...all I ever wanted to do
 

 "...I need you like I need a hole in the head..."

"en son"un müziği

      allah belanı ver(me)sin eno, bu nasıl müzik? müzik mi? kurtuluş mu? kaçış mı? bitiş mi? hepsi mi? her şey mi?
      ne?
      ne?
      ne?

22 Eylül 2010 Çarşamba

sick music for sick people volüm 3 / oxbow

       ---SAĞLIĞA ZARARLIDIR!---   
       
      kimselere benzemez, sevgili, şirincik muskam, eugene'ciğim: hakkında " if ‘I don’t give a fuck’ was an entry in the dictionary, underneath it would be a picture of a handsome, generously tattooed african-american man by the name of eugene robinson – probably wearing a crisp, tailored suit. robinson is one of the most interesting, intimidating, intelligent and fiercely individualistic people to emerge out of the 80’s punk scene with their wits intact" denmiş olan,
      kendisi de “somebody might be tempted to use the word schizophrenic to describe it, but I don’t consider it to be schizophrenic. I regard people to be a product of a number of different influences”
      ve dövüş sanatlarına olan tutkusuyla şarkı sözlerinin bağlantısı kurcalanınca da "the violence that occurs in the oxbow lyrical tableau is lyrically small, direct, knife-like. unkindness and cruelty at its best. I look at oxbow’s lyrical outlook as kind of a….these are love songs in my mind, and I don’t know if fighting has anything to do with love. we were at the grammy’s and like tina turner says, ‘what’s love got to do with it?’” diyen zat-ı şahane..bildiğin sick adam, bildiğin hayvan..oxbow'un her bi şeyi..
      şöyle ki:

çoğu kez böyle:

ya da böyle:

hatta:

buna da kıyamam:

son son iyice uçalım bari:

18 Eylül 2010 Cumartesi

sahnede ölen adammış...

halbuki o, sahnede sonsuzlaşan adam...

radar & the only one

çifte saksafon beni kanepeden düşürdü yalnız:

      (iyiymiş ayol böyle kendi oyun bahçenin olması, kendi kendinin efendisi olmak; yok tanımdı, yukarıya refere ettindi-etmedindi, bakınız'ının içi dolu muydu-boş muydu, aman götüme girerdi, ah garibim çaylaam benimdi, başlığın mastar mı-master mı bakiiimdi safsataları olmadan, kalıplı kuralların olmadan kafana göre at oynatmak..bi de az yiyip, meynstriim'le haşır neşir olabileydim kim tutardı beni beahh! hahhaha..yok lan yok, şaka..böyle yeraltından, kıyı kıyı takılmaya devam..sebeplenen sebeplensin artık; ben yazdıklarımı enter'ladıktan sonrası tufan...)

the saddest song

bu cansızı:

bu da canlısı: