ohşşş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ohşşş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2010 Salı

now it's like i said, that spirit, it's now dead...

şarkı: klasikleşmiş bir killer..

grup: kuzeyin bir başka hoş sadası olarak çoktaaaan tarihe karıştı...

sivert høyem: duyup ettiğim en çekici erkek vokallerinden her daim..allahtan o vidyokliplerindeki tıfıl oğlan görünümünden kafayı kazıtarak kurtuldu, büyüdü, sesine yaraşır bir tipe kavuştu..geç de olsa tebrik ettim buradan..aferin...

ve ne yazık ki son tv performansları (huzur içinde yatasın robert burås):
p.s.: son 20-30 sn. görmezden gelinecek..

23 Eylül 2010 Perşembe

TRENLERiSEVERiM

"...all I ever wanted to do
 

 "...I need you like I need a hole in the head..."

22 Eylül 2010 Çarşamba

sick music for sick people volüm 3 / oxbow

       ---SAĞLIĞA ZARARLIDIR!---   
       
      kimselere benzemez, sevgili, şirincik muskam, eugene'ciğim: hakkında " if ‘I don’t give a fuck’ was an entry in the dictionary, underneath it would be a picture of a handsome, generously tattooed african-american man by the name of eugene robinson – probably wearing a crisp, tailored suit. robinson is one of the most interesting, intimidating, intelligent and fiercely individualistic people to emerge out of the 80’s punk scene with their wits intact" denmiş olan,
      kendisi de “somebody might be tempted to use the word schizophrenic to describe it, but I don’t consider it to be schizophrenic. I regard people to be a product of a number of different influences”
      ve dövüş sanatlarına olan tutkusuyla şarkı sözlerinin bağlantısı kurcalanınca da "the violence that occurs in the oxbow lyrical tableau is lyrically small, direct, knife-like. unkindness and cruelty at its best. I look at oxbow’s lyrical outlook as kind of a….these are love songs in my mind, and I don’t know if fighting has anything to do with love. we were at the grammy’s and like tina turner says, ‘what’s love got to do with it?’” diyen zat-ı şahane..bildiğin sick adam, bildiğin hayvan..oxbow'un her bi şeyi..
      şöyle ki:

çoğu kez böyle:

ya da böyle:

hatta:

buna da kıyamam:

son son iyice uçalım bari:

16 Eylül 2010 Perşembe

dı vörkauz

     NME boşuna dememiş "the new priests of the cathedral of sound" diye..hem ne de olsa onlarla the world is a brighter place now..hele ki böyle bir male-vocal'le:

 ve aslında o kadar da "brighter" olmayan the workhouse dünyası destanı:

şimdi bırakayım kendimi akışa, koyvereyim gitsin misler gibi:


ve final:

6 Eylül 2010 Pazartesi

the the

    bir şeyler dinliyordum da, aklıma geldi..şimdik, herhangi bir şeyi kıyaslarken "gelmiş geçmiş ennnn..." diye konuşmayı sevmiyorum pek çünkü genelde herhangi kapsamlı bir mevzunun gelmişini, geçmişini tümüyle bilmem pek de mümkün değil..o sebeple "benim duyduklarım içinde, gördüklerim içinde" gibi görünüşte küçük ama aslında çok büyük bi ayrıntıyı atlamamak lazım diye düşünmekteyim...düşünüyorum...çok düşünceliyim...
    gerçi böyle büyük büyük konuşmama rağmen ben de ikide bir "gelmiş geçmiş ennn..."li cümleler kurmuyo diilim kaçırıp da..neyse...
    işte bu dı dı'nın matt johnson'ı da "bugüne kadar benim duyduklarım arasında" kesinlikle en cazibeli, en etkileyici, en iç eriten sese sahip adamlardan biri..benim için dı dı demek, matt johnson'ın vokali demek..isterse ibraam'dan bir şeyler söylesin; öyle saatlerce oturup dinlerim huşuuuu içinde..
    söylediklerim havada kalmasın bari, örnekleyelim..sevimsiz görünümlü pleylistimizde 17 yıllık şu güzellikleri peş peşe dinleyip, azıcık geriye kaykılarak geçmişe uzanmak lazım (gerçi "the only true freedom is freedom from the heart's desires, and the only true happiness this way lies" filan diyo o güzelim sesiyle ama neyse):