experimental etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
experimental etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2010 Perşembe

the bits between the bits

      durduk yere esti birden ve kendim kendime, "kendileriylen tanışmamızın 'hemen hemen' 20. yılı" şerefine tükkanıma ilk göz ağrım albümlerinden 1-2 ozric şeyttirmeyi uygun gördüm..ahan da şeyttiriyorum:

(bunun o havada kalan bitişine ilk dinleyişimde de hasta oldum, halen hastasıyam)

(buysa, bildiğin bizim karadeniz havaları)

(koh phangan'a, rahvan gitsin)

(ve perde iner)
 
        
      bu adamları da göre göre anca balans'ta görebildik ya! rezillik...allah sevdiğimiz her müzisyeni balans ve yeni melek garabetlerinden korusun..e hadi, taam, sevmediklerimizi de korusun...

25 Eylül 2010 Cumartesi

podomatik diye de bir şey varmış!

 
      gayet güzel bir toplama..yer yer fazla "gece için müzik" programları hallerine girse de, dinlemeye değer 23 şarkılık bir uçuş...
      merak eden buraya baksın..
      yalnız araya kaynamış olan here comes the flood ne iş, onu çözemedim halen..amaaan, kaynayan peter olsun..başımın üstünde yeri var..

22 Eylül 2010 Çarşamba

sick music for sick people volüm 3 / oxbow

       ---SAĞLIĞA ZARARLIDIR!---   
       
      kimselere benzemez, sevgili, şirincik muskam, eugene'ciğim: hakkında " if ‘I don’t give a fuck’ was an entry in the dictionary, underneath it would be a picture of a handsome, generously tattooed african-american man by the name of eugene robinson – probably wearing a crisp, tailored suit. robinson is one of the most interesting, intimidating, intelligent and fiercely individualistic people to emerge out of the 80’s punk scene with their wits intact" denmiş olan,
      kendisi de “somebody might be tempted to use the word schizophrenic to describe it, but I don’t consider it to be schizophrenic. I regard people to be a product of a number of different influences”
      ve dövüş sanatlarına olan tutkusuyla şarkı sözlerinin bağlantısı kurcalanınca da "the violence that occurs in the oxbow lyrical tableau is lyrically small, direct, knife-like. unkindness and cruelty at its best. I look at oxbow’s lyrical outlook as kind of a….these are love songs in my mind, and I don’t know if fighting has anything to do with love. we were at the grammy’s and like tina turner says, ‘what’s love got to do with it?’” diyen zat-ı şahane..bildiğin sick adam, bildiğin hayvan..oxbow'un her bi şeyi..
      şöyle ki:

çoğu kez böyle:

ya da böyle:

hatta:

buna da kıyamam:

son son iyice uçalım bari:

16 Eylül 2010 Perşembe

piyano, keman ve gitar için mi minör konçerto (pehhh...)

evet...belki, belki zayıflar...belki cılızlar...belki de üflesem uçarlar, ne bileyim...lakin şu güçlü sesler heç öyle demiyor:

13 Eylül 2010 Pazartesi

sick music for sick people - volüm 2 / god (allah'ım, sana geliyorum)

     tanışmamız gayet enteresandı: 17-18 sene evvel (ki, albüm zaten '92 mamulü), yaşadığım taşra ilçesinde 4-5 metrekarecik bir müzik dükkanı (deliler gibi, büyük bir açlıkla müzik kaynağı arayışı zamanlarımız..cd denen mefhum henüz bilinmiyor..kasetçi kasetçi fink atıyoruz gittiğimiz her yerde o sıra)..bir kenarda da indirimli, yok parasına satılan kasetler grubu..ve içlerinde "possession" sırıtıyor bana doğru..hemen ampul yanıyor ve o sıralarda, sanırım stüdyo imge'deki (emin değilim) albüm tanıtımlarından bu albümü, biraz olumsuz manada yazılmış olsa da beni meraktan meraka sürükleyen şu minvalde sözlerle hatırlıyorum: "god, tamamen anlaşılmamak üzere, kaotik bir müzik yapıyor..kimse anlasın bizi diye düşünmemişler.." ve tabii hemen kapıveriyorum kaseti; bir yandan istanbul'da bile arasam o sıra, binbir güçlükle bulabileceğimi bildiğimden sevindirik olmuş vaziyette (aynı indirimli ve birbiriyle alakasız kaset kısmında nomad & nomad kaseti de vardı, onu da almıştım..seneler oldu dinlemediğim ama hala sevgiyle yad ederim)..dinleyince de beni bugüne dek en çok etkilemiş müziklerden biriyle karşılaşıyorum..
      sonrasında yıllarca god'ın diğer albümlerini aranıp duruyorum..ta ki internet ve torrent denen şahaneler hayatımıza girene dek..

     evet, çoktandır külliyatım tamam ve evet, anlattığım yıllarda 5-6 yaşlarındaydım...
    
3 hoş ve sick sada için:

9 Eylül 2010 Perşembe

sick music for sick people - volüm 1 / made in mexico

    kalbim kadar temiz blogumun pespembe postuyla arıza serimize nihayet girişimi yapıyorum.. ilk hastalıklımız:







tong takitani vs. buildings began to stretch wide across the sky, ...

    aylar öncesine dek çin'de post rock mefhumunun olduğundan bile habersiz cahilin tekiyken peş peşe öğrenegeldiğim çinli gruplardan biri 21g (veya 21 grams)..ne yazık ki bunların da ne idüğü koca internet aleminde bile pek belirli değil..haklarında iki gıdım bilgi bulmak bile pek mümkün değil..bendeki 4 şarkılık mini albümleri dışında başkaca bir şeyler yapmışlar mıdır, onu bile bilmiyorum..lakin bildiğim bir şey var ki, o da bu 4 şarkıyı gayet iyi kotardıkları..  
    bu tong takitani denene özel bi sevgim var çünkü şarkıya red sparowes'un "buildings began..."unu öyle güzel ulamışlar ki..
    bi güzellik yapıp iki şarkıyı da koymak istedi canım buraya şimdi..önce tong takitani'miz:


    ve de buildings began to stretch wide across the sky, and the air filled with a reddish glow'umuz:

shapeshifting

    gecenin bu vakti en uçurucu şeylerden biri..bark psychosis söylemiş..ne de güzel söylemiş..başlık linkine bakmadan geçmek ayıp..